Deneyimden Gelen Mutluluk!

Deneyimden Gelen Mutluluk!

Leaf Van Boven (University of Colorado) ve Thomas Gilovich (Cornell University) 2003’te ortak yayınladıkları makalede şu sorunun cevabını aradı: Yapmak mı, sahip olmak mı? Asıl soru budur. Yaptıkları araştırmada insanları hangisinin daha çok mutlu ettiğini anlamaya çalıştılar, yapmanın ve deneyimlemenin yaşattığı duygular mı? Yoksa sahip olmanın ve satın almanın dayanılmaz hazzı mı? Hemen vardıkları sonuca gelecek olursak, iki akademisyenin araştırması diyor ki “Mutlu olmak için daha çok deneyimleyin, daha az şeye sahip olun!”

Gilovich ve Van Boven’e göre “şey”lere sahip olmanın getirdiği mutluluk zamanla azalırken, deneyimler ve anılar kimliğimize yerleşiyor ve daha sürdürülebilir bir mutluluk getiriyor. Her ne kadar sahip olduğumuz şeylerle bir bağ kurabildiğimizi hissedebilsek de maddeler ve “şey”ler gerçek dünyada bizden ayrılar, ancak deneyimler bizim bir parçamız ve biz o deneyimlerin toplamıyız. Bununla birlikte, yaşadığımız şeylere ve deneyimlemelerimize, sahip olduğumuz ve satın aldığımız “şey”lerden daha da çok sahip çıkıyoruz. Hatta onları diğer insanlarınkilerle daha az kıyaslıyoruz, bazı yarışlara girmekten daha çok kaçınıyoruz, bu da olası mutsuzluklarımızın oluşmasını engelliyor.

Gilovich ve Van Boven’in 2003’te yaptığı bu araştırmanın üstünden 17 yıl geçti. Son dönemde gelişen teknolojinin ve küreselleşen ekonominin de etkisiyle eskiye göre daha farklı bir tüketim toplumu var. Bu dönemin en büyük tüketici gruplarından biri de Y kuşağı. Bu kuşak 2030’a yaklaşırken diğer kuşakların toplamı kadar bir büyüklüğe ulaşacak. Şu anda da tüketen grubu olarak incelendiğinde bu kuşak, evrensel kümenin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Peki Y kuşağının dünyasında ve çevresinde neler var? Tüketim ve satın alma alışkanlıkları nasıl değişiyor? Ebeveyenlerine ve kendilerinden yaşça büyük iş arkadaşlarına göre bu alışkanlıklar nasıl farklılaşıyor?

Düşünmeye ve incelemeye, bundan 20 yıl öncesinin 15-34 yaş arasında yer alan insanlarıyla, şimdinin 15-34 yaşları arasında yer alan insanları, yani Y kuşağı için yaşadıkları dönemlerinin farklılığından başlamak lazım. Aslında her iki kuşak için de bu yaşların geçtiği yıllarda en önemli motivasyon: Erişmek. Bu kimi zaman bir özel araca, kimi zaman bir eve, kimi zaman bir deneyime, kimi zamansa bir gece elbisesine. Bundan 20 yıl önce, erişmenin belki de tek yolu sahip olmaktı. Ancak artık, dijitalleşen dünya ve eşler arası (Peer-to-Peer) ticaretle değişen tüketim dünyasıyla erişimin tek yolu sahip olmaktan çıktı, başka bir boyuta evrildi. Ortaya “Paylaşım Ekonomisi” gibi bir kavram çıktı. Airbnb (Kalacak yer paylaşımı), Lyft (yolculuk paylaşımı), Spinlister (ekipman paylaşımı), Zaarly (Servis paylaşımı) gibi birçok platform da bu kavramı yaratan öncülerden sadece birkaçı. “Paylaşım Ekonomisi”nin global değerinin 2025 yılında yaklaşık 335 Milyar Dolara ulaşması bekleniyor. Türkiye’deki durum çok da farklı değil, hem yerel girişimler hem de yurtdışı menşeli platformların genişlemesiyle birlikte hem paylaşım ekonomisi büyüyor, hem de tüketici davranışları gün geçtikçe evriliyor. Paylaşım ekonomisi, Y kuşağı için ev, araba, kitap, film, hobi ekipmanları, kıyafet ve daha birçok şeye erişebilmek için onlara sahip olma zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Bu da, Y kuşağını, nispeten daha büyük yatırımlar gerektiren şeylere sahip olmak için kazancının büyük bir kısmını o kalemlere ayırmak zorunda olmaktan kalmaktan kurtardı. Ki zaten hissedildiği ve gözlemlendiği üzere, bu kuşak adapte olmaya ve kendisi için en ideal tüketim unsurlarını yargılayarak tüketim alışkanlıklarını şekillendirmeye diğerler kuşaklara göre çok daha açık. Goldman Sachs’in yaptığı bir araştırmaya göre, önceki kuşakların gençliğinde bir “eve sahip olmak” için hedeflenen yaş 25 iken, Y kuşağı için bu yaş 45’e çıkmış görünüyor. Hatta ev-araba gibi büyük kapital gerektiren kalemler bir kenara, bu kuşak için bir televizyona ya da lüks bir çantaya sahip olmak bile geri planda itilmiş durumda. Y kuşağı için asıl tüketim ve satın alma odağı deneyim. Eventbrite’ın yaptığı araştırmaya göre Y kuşağının yüzde 78’i kazancını bir şeylere sahip olmaktansa deneyimlemeye harcamak istediğini ortaya koyuyor. Hatta bu kuşağın yüzde 69’u önümüzdeki yıl deneyimlemeye harcadığı parayı daha da artırmayı planlıyor.

Gilovich ve Van Boven’in yaptığı araştırmanın sonuçlarını da düşününce, satın alma alışkanlıklarını şekillendiren teknolojinin ve paylaşım ekonomisinin de etkisiyle daha mutlu bir nesil geliyor sonucuna varmak belki de çok da yanlış olmaz. Öte yandan, tüm bu saptamalar ışığında, önümüzdeki yıllarda cevabını bulma ihtimalimiz olan bazı sorular da geliyor akla: Acaba yeni neslin değişen ihtiyaçları ve tüketim odağı yeni dünyayı nasıl şekillendirecek? Sahipliğe endeksli güç ve statü kavramlarının değişecek olma ihtimalinin sonuçları ve etkileri neler olacak? Mevcut düzende köklenmiş yapılar bu değişime nasıl ayak uyduracak?

Bir cevap yazın