Mutluluğu bana anlatabilir misiniz?

Mutluluğu bana anlatabilir misiniz?

Mutluluk insanlara özgü bir duyumsamadır. Ancak yaşam sürecinde ulaşılması, arzu edilmesi gereken mutlak bir amaç, planlı davranışlar ve sürekli çaba gösterilerek duyumsanması gereken bir haz; insan yaşamının evrensel ve ortak vizyonu değildir. Dostoyevski, “Yeraltından Notlar ” başlıklı kitabında mutluluğu şöyle anlatır: “İnsanlar sorunlarının hesabını tutmaya pek heveslilerdir fakat kendilerine neşe veren durumları es geçerler. Oysaki bu keyifli, neşeli anlar dikkate alınsaydı (ki alınmalıdır) her birisinin yeterince mutluluk verici olduğunu anlayacaklardı.”
İnsanoğlunun mutluluk arayışı insanlık tarihine eşitse bu yüksek haz duygusu herkes için yine eşit ölçüde geçerli midir? Bizleri bir mutluluk arayışına yönelten kişilik özelliklerimiz mi, kültürel ve bireysel değerlerimiz midir? Her başarı, her sevinç mutluluk yaratır mı? Yoksa boşuna mı kürek çekiyoruz? Dijital kültürün egemenliğinin her an yükseldiği bu zaman diliminde düşüncelerimizin, algılarımızın ve davranışlarımızın kontrol gücü bizde mi yoksa bir değişim rüzgarında savrulup duruyor muyuz? Kısaca, iş ve özel yaşam sürecinde mutlaka mutlu olmak zorunda mıyız?

Mutluluk Kavramına Bir Bakış

İnsanları yaşam süreçlerinde belirli davranış tarzlarına yönelten, ilişkilerinin niteliğini belirleyen ve motive eden değerler ve yaşam tatmin düzeyi arasındaki bağıntılar farklı bilimsel disiplinlerin inceleme alanları arasındadır. Günlük dilde “mutluluk” olarak tanımlanan kavram, akademik dilde “öznel iyi olma durumu” olarak tanımlanır. Yapılan araştırmalara göre insanlar önce duygusal ve sonra da bilişsel açıdan durumlarını değerlendirerek kendilerine özgü bir mutluluk ölçütü belirler. Aynı koşullara sahip bireylerin kendilerini mutlu ya da mutsuz olarak tanımlamalarının sebebi budur. Ancak mutluluk, iyi oluş, psikolojik yeterlilik düzeyi, yaşam performansının ve tatmininin tanımlanması ve ölçülmesi epistemolojik zorluklar içeren bir konudur.

İnsanların kendilerini mutlu ve iyi hissetmelerinin oldukça farklılık gösteren temel koşullarının değişik dayanak noktaları vardır. Yapılan pek çok akademik çalışmaya ve felsefi söylemlere göre mutluluk için beden ve akıl sağlığı, taşıdığı önem açısından ilk iki sıradadır. Ancak Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramında bir önem sırasına göre yer alan temel ihtiyaçların belirli bir düzeyde giderilmesi, mutluluk kavramı için önkoşul niteliğindedir. Daha akademik bir yaklaşımla, mutluluk çok sayıda değişkene bağlıdır ve mutluluk düzeyi ancak bu ölçütlerin birey açısından taşıdığı önem düzeyinin saptanmasıyla belirlenebilir.

Mutluluk durumunu oluşturan koşulların benzerliği, insanların uygar ve gelişmiş bir ülkede özgür ve demokratik bir ortamda yaşayıp yaşamamaları, sağlık durumları ve toplumdaki statüleri ya da refah düzeyleri arasındaki farklılıklar mutlu bireyi saptamak için etkilidir fakat yeterli değildir.

Akademik açıdan insanların kendilerini mutlu hissetmeleri iki büyük kategori içinde ele alınır: İnsanda fiziksel ve zihinsel olarak zevk, keyif, hoş bir duygu ve izlenim veren anlamındaki “hazcılık” (hedonik); ve insanın yaşamı boyunca anlamlı amaçlara ulaşmak için tüm yeteneklerini geliştirmesi ve buna uygun davranışlar gösterebilmesi anlamındaki “psikolojik fonksiyonalizm (üst düzey işlevsellik)” yaklaşımıyla açıklanır.

Bireyin psikolojik işlevselliğinden tatmin duyması ve Aristo’nun da kastettiği anlamda insanın erdemli olması, ahlaksal değerlere sahip kişilik özelliklerini taşıması ve bunların bireyin zihninde yarattığı “kendisini olumlu, yetkin bir birey olarak algılama” durumudur.

Psikolojik açıdan üst düzeyde duyumsanan böylesi bir tatmin duygusu insanın kendisiyle barışık olması, varlığından ve sahip olduğu nesnelerden haz almasıdır. Bu durumu, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisinde belirlediği kendini gerçekleştirme düzeyi olarak düşünebiliriz. Dolayısıyla mutluluk üzerine ayrıntılı çalışmalarıyla tanınan Ed Diener, Richard M. Ryan ve Edward L. Deci’nin de belirttiği gibi, hazcılık yaklaşımıyla tanımlanan öznel iyi oluş durumuyla kendini bulma, kendini tanıma ve kendinden hoşnut olma anlamındaki psikolojik iyi olma durumu birbirleriyle ilişkili ancak ayrı iki kavramdır.

Psikolojik erişkinlik, insanın yaşamı boyunca edindiği bilgi ve deneyimleri akıllıca kullanarak kendi açısından anlamlı bir amaca ulaşmak için uğraş vermesi ve sonuçta psikolojik anlamda tatmin duymasıdır. Yani kişinin tüm potansiyelini kullanabildiğine inanması, kendi değerleri ve bireysel istekleri doğrultusunda hareket edebiliyor olmasıdır.

Mutluluk Hangi Koşullara Bağlıdır?

Bugüne dek yapılan akademik çalışmaları dikkate aldığımızda mutluluğun çok sayıda değişkene bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak kişilerin mutluluk düzeyini saptayabilmek için bu değişkenlere atfettikleri değeri belirlemek kritiktir. Pek çok düşünür ve akademisyen mutluluk kavramı üzerine farklı ülkeler ve toplumlarda çeşitli araştırmalar yaptı. Mutluluk bu çalışmalarda farklı şekillerde tanımlansa da öne çıkan tanımlar aşağıdaki gibidir.

Materyalistik değişkenler

İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılamalarına olanak sağlayacak unsurlar. Sağlıklı olmak, bedensel fonksiyonları yerine getirebilmek: Sağlık, gelir, barınak.

Bilişsel değişkenler

Kendini kabullenme ya da olgunluk ve psikolojik olarak kişinin en uygun (optimal) fonksiyonellik düzeyine ulaşabilmesidir. Bağımsız olabilmek, kişinin kendi kararlarını kendi alma kapasitesi, dış çevreden en az düzeyde etkilenerek bağımsız, rasyonel düşünme ve davranma yetisi. Dışadönük kişilik özelliğinin insanın çevresiyle olan iletişim ve etkileşimindeki olumlu etkisi: Akıl sağlığı, kişilik ve değerler.

Dinsel inanış, yaşam tarzı ve kalitesine bağlı değişkenler
Bireysel olgunluğa erişebilmek, diğer insanlara hakkaniyetli ve adil davranmak. Toplumsal statü ve saygınlık.

Yaşanılan ülkenin toplumsal ve kültürel gelişmişlik derecesine bağlı değişkenler

Sosyal ilişkilerin zenginliği, bireyin çevresindekilerle olumlu iletişim içinde (prosocial) olması, kimi kişilerle yakın, hatta duygusal ilişkiler kurabilmesi: Demokratikleşme, ifade özgürlüğü, sanatsal aktiviteler.

Yaşama yön veren değerlere bağlı değişkenler

Yaşam sürecinin amaçlarını saptayabilmek, yaşamı anlamlı kılmak ve başarılı olmaya yönelmek: Güç, başarı ve haz duyma.

Mutluluk, Psikolojik Olgunlukla Açıklanabilir mi?

Çeşitli bilimsel araştırmalar, dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan bazı bireylerin zorlu yaşam koşullarına rağmen kendilerini mutlu hissettiklerini doğrulasa da bu kişilerin aynı zamanda psikolojik erişkinlik düzeyine yükseldiklerini varsaymak doğru değildir. Nitekim Michael Minkov ve Vesselin Blagoev, kültürel değerler ve ekonomik gelişmişlik düzeyine ilişkin yaptıkları çalışmada sanayileşmiş, modern hatta bilgi toplumuna geçmiş ülkelerdeki insanların görece az gelişmiş ülkelere (Örneğin Puerto Rico ve Kolombiya) göre daha düşük düzeyde mutlu olduklarını belirterek bu ilginç sonucu incelemeye çalıştı. Yıllardır tekrarlanan Dünya Değerler Araştırması (WVS) sonuçları da bu çelişkili durumu yansıtmaktadır.


Bunun önemli bir göstergesi toplumların sanayileşme düzeyi ile insanların yaşamlarından zevk duymaları ve boş zamanlarını keyiflerince değerlendirebilmeleri durumu arasındaki hassas bağıntıdır. Bireyin olumlu duygulara sahip olması, bunu yaşamının bir ilkesi olarak her sosyal ortama yansıtabilmesi ve dolayısıyla nevrotik duyumsamalardan kaçınması mutlulukla güçlü bir bağıntı ve bir etkileşim olduğunu gösterir. Farklı araştırma sonuçları göreceli olarak yoksul ülkelerin insanlarının gelişmiş ülke insanlarına göre yaşamdan zevk almak, arzu edildiği gibi serbest zamanı değerlendirebilmek, yaşamın eğlendirici yönüne odaklanmak konusunda daha başarılı olduklarını ve dolayısıyla daha fazla yaşam tatmini duyduklarını doğrular nitelikte.

Mutluluğu yaşamdan haz alma olarak düşünürsek her insan için aynı anlamı içerdiği ya da mutlaka ulaşılması gereken bir durum olduğu tartışmaya açıktır. Daha da önemlisi, kendini iyi hissetmek; aklını kullanabilmek, sorgulama kapasitesine sahip olmak, düşünce yöntemlerini bilmek; yaşam koşullarının, bulunulan ortamın, yaşanan ülkenin toplumsal ve kültürel özelliklerini anlayabilmek ve her şeye rağmen dünyaya olumlu bakabilmektir.

Önemli olan, bireylerin yaşamlarının belirli noktalarında kendilerini, kendi değerleri ve amaçları doğrultusunda yeterli görebilmeleridir. Bu nedenle kendinden hoşnut olma, kendini iyi hissetme durumunun mutlaka eğitim düzeyi, profesyonellik ya da toplumsal statüyle doğrusal bir bağıntısı da söz konusu değildir.

Mutluluk Aşık Olmak Gibidir

Psikoloji alanındaki çalışmaları dikkat çeken Carol Dweck, güncel bir araştırmasında zeki ve yetenekli olmanın yaşam sürecinde insanlara sadece avantajlı bir başlangıç sağlayabileceğini ifade ediyor. Dweck’in asıl varsayımına göre kendini motive edebilen, yaşamda kendisine net bir amaç belirleyen ve bunun için bilinçli olarak çaba sarf eden kişilerde bilişsel mekanizmalarını etkin kılan bir öğrenen zihin yapısı oluşur. Böylesi bir bilişsel gelişim yeteneği de insanları, çevrelerindeki diğer bireylere göre daha başarılı ve daha huzurlu ve mutlu yapar.

Bu öngörüye paralel olarak 1970’lerde Maslow’un, yaşam sürecinde kendisine kapasitesini aşan amaçlar belirleyen bireylerin mutsuz olacaklarına ilişkin varsayımını da dikkate almak gerekir. Bireyin öncelikle kendini tanıyarak kendi yaşamına ilişkin amaçlarını daha akılcı, gerçekçi kararlar vererek planlaması çok daha yararlı olacaktır. Bu karar verme sürecinde bilişsel mekanizmanın etkin kullanılmasında içsel motivasyonu güçlü olanların başarılı olma olasılığı artar ve istenilen düzeye erişilemese bile eğer kişi eylemlerinden tatmin alıyorsa kendine güveni de yükselir.

Birey, kendisi ile dış dünyayı birleştirebilecek bir üst motivasyon (Abraham Maslow’un terimiyle metamotivasyon) düzeyine erişebilirse yaşamdan daha çok tatmin alacaktır. Sürekli olarak günlük, belki gerekli fakat sıradan isteklerini gidermek için çabalayan bir kişinin resimden, müzikten ya da güneş ışıklarıyla yıkanan ya da yağmurda ıslanan bir çiçekten, gerçekten aşık olmaktan zevk alması ne yazık ki herkes için pek de geçerli değildir. “Aşık oldum mu?” sorusunu soran kişi aşık değildir. Nitekim Maslow’un ifadesiyle bu üst düzey deneyimler çok az yaşanabilir ancak bireyin kendisini bulmasını sağlayan ve sanırım kendini gerçekleştirme ihtiyacını gideren bunlardır. Maslow, bunlara “doruk deneyimler” der.

Bir öneri: Mutlu olmak için uğraşmayın, yaşam dengenizi sağlayın ve mutluluk duyumsamanızı sorgulamayın. Yaşamınıza yön veren değerleri ve bunlara nasıl bir önem atfettiğinizin bilincine varın.